Bahçesehir Üniversitesi Medeniyet Arastırmaları Merkezi
Dün olduğu gibi bugün de yer yüzünde, çatışmacı kültürden yana olanlarla, barış, sevgi ve hoşgörü kültürünü geliştirmek isteyenler arasında büyük bir yarış ve mücadele sürmektedir. Çatışmacı kültürler insanlığa acı, keder, göz yaşı, ölüm, yıkım ve tahripten başka bir şey getirmemiştir. Halbuki insanlığın ilerleyip gelişmesini sağlayan temel itici güç, her zaman için iyilikte, güzellikte, sevgide, barışta ve hoşgörüde yarışı amaçlayan uygarlık bilinci olmuştur.
Yaklaşık 3500 yıl önce, bir bölümü ülkemiz sınırları içerisinde yer alan Mezopotamya düzlüklerinde başlayan bilim, düşünce ve uygarlık, bu topraklardan tüm dünyaya yayılmıştır. Batı Anadolu ve Ege adalarında oluşan felsefe geleneği de, bu evrensel uygarlık yaklaşımının şekillenmesinde önemli bir rol üstlenmiştir. Bu bölgede doğup gelişmiş olan tektanrıcı üç büyük dinin de insanlığın uygarlık yürüyüşünde önemli katkıları olduğu kuşkusuzdur.
Diğer taraftan Türk milleti, tarihin en eski dönemlerinden beri insanlığın ortak evrensel değerlerine önemli katkılarda bulunmuştur. Asya’nın bağrında boy salıp gelişen Türk kültürü, binlerce yıldır farklı uygarlıklara ev sahipliği yapmış olan Anadolu topraklarında verdiği mükemmel ürünleriyle evrensel uygarlığın özgün örnekleri arasında seçkin bir yer elde etmiştir. Bin yılı aşkın bir süre, farklı dinden, dilden, ırktan insanları, barış içinde birlikte ve bir arada yaşatarak çoğulculuğun en güzel örneklerinden birini vermiştir.
ÇAĞDAŞLAŞMA VE MEDENİYET
Ülkemizde On sekizinci yüz yılda başlayan çağdaşlaşma girişimleri, On dokuzuncu yüz yılda yeni ve köklü reformlarla devam etmiştir. Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılmasının sonra büyük Atatürk’ün önderliğinde gerçekleştirilen Kurtuluş Savaşı’nın ardından kurulan genç ve dinamik Türkiye Cumhuriyeti, büyük bir kalkınma hamlesini başlatmıştır. Bunun yanı sıra gerçekleştirilen devrimlerle köklü bir modernleşme ve aydınlanma projesi hayata geçirilmiştir. İkinci Cihan savaşının ardından çok partili demokratik hayata geçiş ile birlikte, Türkiye Cumhuriyeti, kendi tarihinden ve kültüründen kopmamaksızın çağdaş dünya ile bütünleşme hedefini sürdürmüştür.
Elbette ki her kültür, kendi uygarlığını inşa eder. Her uygarlık da imkanları ölçüsünde evrensel uygarlığa katkılarda bulunur. Dolayısıyla evrensel uygarlık, tek başına bir toplumun, bir bölgenin, bir kültürün ve bir uygarlığın ürünü değil, bütün insanlığın ortak katkılarıyla oluşan küresel bir olgudur.
MEDENİYETLERİN ÖMRÜ
Doğal olarak bütün canlı organizmalar gibi, medeniyetlerin de bir ömrü vardır. Onların kurulup gelişmelerini sağlayan ana nedenlerle, durgunlaşıp gerileyerek yok olup gitmelerine vesile olan etkenlerin bilinmesi, geçmişimiz kadar günümüz ve geleceğimiz için de önem ifade etmektedir. Bu tarihsel birikimin, evrensel ve çağdaş değerler içerisindeki yerini ve konumunu belirleyecek ulusal ve uluslararası çalışmalar yapmak, hiç kuşkusuz üniversitelerimizin başta gelen görevleri arasındadır.
Tarih içerisinde uygarlığa katkıda bulunmuş, toplumların, bölgelerin ve kültürlerin tanıtılarak, uygarlığın bu evrensel boyutunun gözler önüne serilmesi, büyük bir kültürel kaos içinden geçen dünyamızda daha da önem kazanmıştır. Küreselleşen dünyada, milli kültürlerin eriyerek yok olup gitmesi ancak böylece önlenebilir.
MERKEZ'İN TEMEL İLKELERİ
Bu yaklaşımla, kurulmuş olan Bahçeşehir Üniversitesi Medeniyet Araştırmaları Merkezi, bilimsel yöntemleri ve çağdaş teknolojileri kullanarak uygarlıkların kuruluş, gelişme, duraklama ve çöküş süreçlerini inceleyip araştırmaya amaçlamaktadır. Ayrıca ülkemizin dünden bugüne bilim, düşünce, sanat, ve uygarlık alanındaki birikim ve katkılarını otantik verilere dayanarak başta Bahçeşehir Üniversitesi’nin öğrencileri olmak üzere, Türk gençliğine, Türk halkına ve bütün insanlığa tanıtmaya çalışmaktadır.
Kan ve barut tehdidiyle dünyamızı cehenneme çeviren bağnaz ve ilkel yaklaşımlara karşı atılacak en önemli adım, medeniyetin en belirgin göstergesi olan bilimi, düşünceyi, sanatı, barışı, sevgiyi, hoşgörüyü, birlikte ve bir arada yaşama kültürünü yaygınlaştırmaktır. Bahçeşehir Üniversitesi Medeniyet Araştırmaları Merkezi işte böyle bir ihtiyaçtan doğmuştur.
Yaklaşık 3500 yıl önce, bir bölümü ülkemiz sınırları içerisinde yer alan Mezopotamya düzlüklerinde başlayan bilim, düşünce ve uygarlık, bu topraklardan tüm dünyaya yayılmıştır. Batı Anadolu ve Ege adalarında oluşan felsefe geleneği de, bu evrensel uygarlık yaklaşımının şekillenmesinde önemli bir rol üstlenmiştir. Bu bölgede doğup gelişmiş olan tektanrıcı üç büyük dinin de insanlığın uygarlık yürüyüşünde önemli katkıları olduğu kuşkusuzdur.
Diğer taraftan Türk milleti, tarihin en eski dönemlerinden beri insanlığın ortak evrensel değerlerine önemli katkılarda bulunmuştur. Asya’nın bağrında boy salıp gelişen Türk kültürü, binlerce yıldır farklı uygarlıklara ev sahipliği yapmış olan Anadolu topraklarında verdiği mükemmel ürünleriyle evrensel uygarlığın özgün örnekleri arasında seçkin bir yer elde etmiştir. Bin yılı aşkın bir süre, farklı dinden, dilden, ırktan insanları, barış içinde birlikte ve bir arada yaşatarak çoğulculuğun en güzel örneklerinden birini vermiştir.
ÇAĞDAŞLAŞMA VE MEDENİYET
Ülkemizde On sekizinci yüz yılda başlayan çağdaşlaşma girişimleri, On dokuzuncu yüz yılda yeni ve köklü reformlarla devam etmiştir. Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılmasının sonra büyük Atatürk’ün önderliğinde gerçekleştirilen Kurtuluş Savaşı’nın ardından kurulan genç ve dinamik Türkiye Cumhuriyeti, büyük bir kalkınma hamlesini başlatmıştır. Bunun yanı sıra gerçekleştirilen devrimlerle köklü bir modernleşme ve aydınlanma projesi hayata geçirilmiştir. İkinci Cihan savaşının ardından çok partili demokratik hayata geçiş ile birlikte, Türkiye Cumhuriyeti, kendi tarihinden ve kültüründen kopmamaksızın çağdaş dünya ile bütünleşme hedefini sürdürmüştür.
Elbette ki her kültür, kendi uygarlığını inşa eder. Her uygarlık da imkanları ölçüsünde evrensel uygarlığa katkılarda bulunur. Dolayısıyla evrensel uygarlık, tek başına bir toplumun, bir bölgenin, bir kültürün ve bir uygarlığın ürünü değil, bütün insanlığın ortak katkılarıyla oluşan küresel bir olgudur.
Doğal olarak bütün canlı organizmalar gibi, medeniyetlerin de bir ömrü vardır. Onların kurulup gelişmelerini sağlayan ana nedenlerle, durgunlaşıp gerileyerek yok olup gitmelerine vesile olan etkenlerin bilinmesi, geçmişimiz kadar günümüz ve geleceğimiz için de önem ifade etmektedir. Bu tarihsel birikimin, evrensel ve çağdaş değerler içerisindeki yerini ve konumunu belirleyecek ulusal ve uluslararası çalışmalar yapmak, hiç kuşkusuz üniversitelerimizin başta gelen görevleri arasındadır.
Tarih içerisinde uygarlığa katkıda bulunmuş, toplumların, bölgelerin ve kültürlerin tanıtılarak, uygarlığın bu evrensel boyutunun gözler önüne serilmesi, büyük bir kültürel kaos içinden geçen dünyamızda daha da önem kazanmıştır. Küreselleşen dünyada, milli kültürlerin eriyerek yok olup gitmesi ancak böylece önlenebilir.
Bu yaklaşımla, kurulmuş olan Bahçeşehir Üniversitesi Medeniyet Araştırmaları Merkezi, bilimsel yöntemleri ve çağdaş teknolojileri kullanarak uygarlıkların kuruluş, gelişme, duraklama ve çöküş süreçlerini inceleyip araştırmaya amaçlamaktadır. Ayrıca ülkemizin dünden bugüne bilim, düşünce, sanat, ve uygarlık alanındaki birikim ve katkılarını otantik verilere dayanarak başta Bahçeşehir Üniversitesi’nin öğrencileri olmak üzere, Türk gençliğine, Türk halkına ve bütün insanlığa tanıtmaya çalışmaktadır.
Kan ve barut tehdidiyle dünyamızı cehenneme çeviren bağnaz ve ilkel yaklaşımlara karşı atılacak en önemli adım, medeniyetin en belirgin göstergesi olan bilimi, düşünceyi, sanatı, barışı, sevgiyi, hoşgörüyü, birlikte ve bir arada yaşama kültürünü yaygınlaştırmaktır. Bahçeşehir Üniversitesi Medeniyet Araştırmaları Merkezi işte böyle bir ihtiyaçtan doğmuştur.
Prof. Dr. Bekir Karlığa
Medeniyet Araştırmaları Merkezi Başkanı
Medeniyet Araştırmaları Merkezi Başkanı


